29 Eylül 2019

Sorun Savunmada!

 Ligin 6. haftasında ilk deplasman galibiyetini aldı Kasımpaşa. Ki geçen hafta galibiyetle tanışmıştı. Üst üste 2 maçlık galibiyet serisi, 4 haftada sadece 1 puan toplayan takıma bir hayli moral kazandırdı. Peki bu form yükselişinin sebebi neydi?

 Fikstüre bakarsak lacivert beyazlılar ilk 4 haftada Alanyaspor, Galatasaray, Trabzonspor gibi güçlü rakiplerle karşılaştı. Ancak bu rakiplerden sadece Akdeniz ekibi lige iyi bir başlangıç yaptı. Galatasaray ve Trabzonspor’un 6 hafta sonunda 2’şer galibiyeti bulunuyor. Galibiyet ihtimali en yüksek maç olan Ankaragücü karşısında ise Kasımpaşa baskılı ama kısır bir oyun ortaya koymuştu. Yani ilk 4 haftada her ne kadar kağıt üstünde rakipler zorlu görünse de fikstür bahaneydi. Takımın temel sorunu 4 maçta sadece 2 gol atabilen hücum hattındaki verimsizlikti. 

 Teknik direktör Kemal Özdeş, geride kalan 6 haftada en fazla rotasyonu iki kanat ile forvette gerçekleştirdi. Önce Koita’dan, sonra Yusuf Erdoğan’dan vazgeçen Kemal Özdeş bu bölgelerde tek bir isimden vazgeçmedi: Thiam. Quaresma, İlhan Depe ve Mustafa Pektemek bu mevkilerde izlediğimiz diğer isimler oldu.

 İlk 2 hafta savunmada denediği Jorge Fernandes’den memnun kalmayan Kemal Özdeş, geçen sezon olduğu gibi bu sezon da Veysel-Ben Youssef ikilisini stoper oynatıyor. Ancak bu ikili sadece kapalı takım savunmasında başarı gösterebiliyor. Denizlispor karşısında yine pek güven vermediler. İlk yarı Ben Youssef’in hatasında kaleci Fatih’in rakibe yaptığı penaltıyı hakemler ve hatta VAR (Video Yardımcı Hakem) bile es geçerken, yine ilk yarı Veysel’in hatasından faydalanan Denizlisporlu Rodallega kaleci Fatih’i geçemedi.

 Denizlispor karşısında Popov’un yokluğunda sağ bekte Pavelka şans buldu. Geçen sezon Sadiku ile vazgeçilmez orta saha oyuncusu olan Çek oyuncu sağ bekte üstüne düşeni layıkıyla yerine getirdi. 

 Ligin başından beri Aytaç-Khalili ve önlerinde Hajradinovic’te ısrar eden Kemal Özdeş, hücum hattında yaptığı değişiklik ve oyunculara aşıladığı oyun sistemiyle 2 maçlık galibiyet serisine imza attı. Kemal Özdeş gerçekten güven veriyor; çünkü takımı iyi hazırlıyor ve icabında bir şeyler denemekten çekinmiyor. 

 Yusuf Erdoğan’dan vazgeçen Özdeş, İlhan Depe’yi hücum hattına monte etti. Denizlispor karşısında kanatta oynayan Thiam, hücumlarda sürekli forvete Mustafa Pektemek’in yanına inerek ikinci forvet rolünü aldı. Ankaragücü karşısında olduğu gibi onlarca orta yapan ve şut atan takım görüntüsünden uzaklaşıldı. Artık Özdeş’in alışılagelmiş kanat organizasyonları, set oyunu, göbekten dikine hücumlar izlemeye başladık. Zaten teknik adamın 10 numara mevkisinde Hajradinovic’ten vazgeçmeme nedeni de bu oyun tarzı. Yoksa Hajradinovic mevkisine göre çok iyi bir performans ortaya koyamıyor. Örneğin; takımı hücuma hızlı çıkaramıyor ve üçüncü bölgede rakip için tehlike oluşturamıyor. Bu performansıyla Hajradinovic’i beğenmediğimi söylemeliyim. İyi bir oyuncu; ancak bunu sahaya yansıtması gerekiyor.

 Elbette kısır ataklar takımın aşılması gereken tek sorunu değildi. Aşamadığımız ciddi bir sorun kaldı: savunma. Maalesef gerek Antalyaspor gerekse Denizlispor maçlarında kazanmamıza rağmen rakipler kalemizde önemli pozisyonlar buldu. Stopere Pavelka veya Sadiku ile yapılacak bir takviye bu sorunu şimdilik çözmemize yardımcı olabilir.

 Son olarak şunları belirteyim. Kaleci Fatih hâlâ kafalarda bir soru işareti, Karim Hafez yetenekli bir sol bek, önünde Quaresma, İlhan Depe oynarsa daha etkili olur.

5 Nisan 2013

İçimizdeki Avrupalılar

Lazio karşısında taraftarının 80 dakikalık desteğiyle 2-0 gibi avantajlı bir skor elde eden Fenerbahçe yarı final kapısının anahtarını eline geçirdi. Dün akşam sarı lacivertlilerin ilk on birinde 7 yabancı vardı. Kalede Volkan, savunmada Gökhan, Egemen ve çapa olarak görev yapan Mehmet Topal sahaya çıkan Türk oyunculardı.

Her gelen federasyon yönetimi yabancı sınırlamasını değiştirdiği için bir hafıza yoklaması yapınca bu sezon ligde 6+2 uygulaması var olduğunu anımsıyoruz. Lazio karşısında İtalya’dan gelen Krasic ortalıkta olmayan tek yabancıydı. 

Türk futbolunda yabancı kontenjanı bir yıl azalıp bir başka yıl artadursun, Yıldırım Demirören geçen yıl alınan kararın aksine 5+3 uygulamasıyla 2013-2014 sezonunun oynanacağını açıkladı. 

Öte yandan Türkiye’de birden çok takım Avrupa’da ilerlerken malum bir tartışma var ya hani; içimizdeki Madridliler, Laziolular diye… Ezeli rakibinin Avrupa’daki rakibini tutan adama hain yakıştırması yapanlar için bir şeyler söylemek istiyorum. 

Lazio’yu tutanlara vatan haini muamelesi yapanlar, siz yarı final başarısını elde ettiğinizde bunu kaç yabancı topçuyla gerçekleştireceğinize bakmıyor musunuz? Madem bu kadar milliyetçisiniz (!) sahaya çıkan 11 adamın 7’sinin yabancı olmasını nasıl açıklayacaksınız? Nitekim Türk milli takımının başarısızlığını neyle ilişkilendireceksiniz? 

‘Bir olalım birlik olalım’ fikriyle her Avrupa macerasında İtalyan’a, İspanyol’a, İngiliz’e düşman kesilen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı hangi aklına hizmet Sneijder’leri, Kuyt’ları göklere çıkarıyorsun? Dün akşam Lazio’da forma giyen Lorik Cana birkaç yıl önce Türkiye’de Galatasaray forması giymedi mi?

Ben Laziolu, Madridli olalım demiyorum. Kuyt ve Sneijder gibi oyuncuları da beğenerek izliyorum ve ilk fırsatta Drogba’yı stattan seyretmek istiyorum. Sadece ortadaki çelişkiyi yaşatanları anlamıyorum. Bir Avrupa’ya karşı birleşiyorsun, bir de global dünyanın her futbolcusunu bağrına basıyorsun. Ya ulusalcı ol, ya global… Her birine saygı duyarım. İkisi birden olmuyor ve gerçekten komik oluyor. 

Biliyorum şimdi beni eleştireceksiniz, ‘Türk takımının başarısı önemli, ülkemiz kazanıyor’ diyeceksiniz. Avrupa’da kulüp bazında başarılı olabilmek için mevcut şartlarda üst kalite yabancı oyunculara muhtacız, eyvallah… Peki milli takımı n’apacağız? Bana kalırsa başarılı olan Türk futbolu değil, global olabilen Türk kulüpleridir. Türk futbolunun başarısı için ise, yerli oyuncu üretiminin kalitesini artırmamız gerekiyor. Daha çok Arda’lara, Salih’lere ihtiyacımız var. Böyle olursa hem milli takım bazında turnuva kaçırmayız hem de 3, bilemedin 4 yabancı oyuncuyla kulüp bazında istikrarı yakalarız.

19 Şubat 2013

Hayırdır?

6 ayı aşkın bir süredir arma yok. Armasına sevdalılar için, geride kalan maçlar hasretle geçti; görünen o ki geçmeye devam edecek.

Zafer Yıldırım’ın “Kasımpaşa işim, Beşiktaş aşkım” demesinin üzerinden 7 ay geçti.

Armanın değiştirilmesini yanlış bulan kulüp derneği asbaşkanı Murat Dilme’nin “Taraftar haklı, sabırlı olsunlar armayı önlerine koyarız” dediği 4,5 ay evveldi.

Tam 3 ay önce ise Dünya Kasımpaşalılar Günü’ydü. Apaçiler, Arma Altı, Tek Yumruk, Corleoneler ve tüm Kasımpaşalılar Tepebaşı’nda buluşup dosta düşmana mesaj verdi. Meşale ve havai fişek gösterilerinin ardından grubun pek çoğu İstiklal Caddesi’ne çıktığında bedenen ve ruhen ben de oradaydım. Arma aşkına bağıranların sesi akşamın 10’unda İstiklal’i inletiyordu. Taksim Meydanı’na kadar Turgay Ciner’in şahsına bestelerle küfürler edildiğini binlerce kişi duydu. O dönem Antalyaspor maçında sahaya meşalelerin atıldığı, tribünden ‘yönetim istifa’ seslerinin yükseldiği günlerdi. Aynı tepki İstiklal’de de sürüyordu.

O gün Ciner’e küfür edenlerin bir kısmı, bugün yönetimden gelen biletlerle Recep Tayyip Erdoğan Stadı’nda maç izliyor, yönetimin ayarladığı araçlarla deplasmanlara gidiyor. O gün Habertürk’e yürümek isteyenlerin bir kısmı, bugün stadın üstünde sıcak çikolata içip yeni logolu store açılışlarını şenlendiriyor. Peki kim bunlar?

Yukarda belirttiğim birkaç taraftar grubundan ikisi bu semtin armasına değil parasına sevdalı... Son dönemde ortaya çıkan bu iki grup, Kasımpaşa tarihinde bir parça olmak yerine kendi Kasımpaşa’larını oluşturmanın peşinde... Kasımpaşa’da olan biten bu!

Tarihine sahip çıkmadan geleceğini inşa etmeye çalışanlar, temeli atılmayan yapılarının altında kalır.

16 Aralık 2012

İş Değil Aşk

Ziraat Türkiye Kupası'ndaki Kasımpaşa-TS maçından bir kare...


İŞ DEĞİL AŞK temalı arma protestosu şeref tribününün tam karşısında 88 dakika yer aldı. 88 dakika; çünkü hem golü yedik hem de çok üşüdük.

Hafızaları tazeleyelim... Zafer Yıldırım yazın çıkıp "Kasımpaşa'yı iş gibi görmek lazım" ana fikriyle bazı demeçler vermişti. Onlara göre Kasımpaşa sadece bir şirketti. Bize göre ise, peşinde koştuğumuz büyük sevda, şanlı tarihi olan semtimiz... Aradaki temel fark bu; bakış açısı...

Neticede birilerine göre aşk laftan ibaret olabilir; ama bize göre hayatın anlamı... İlhan ağabeyin dediği gibi, aşk layık olanda kalmalı...

Maç mı? Penaltılarla elendik.

28 Kasım 2012

Esrarlı Paketler

Bir çocuğun sevinçle bana uzattığı kutu dikkat çekiciydi. Üzerinde yeni logosuyla Kasımpaşa Sportif Faaliyetleri A.Ş tarafından dağıtıldığı anlaşılan kutunun içinde defter, kalem, silgi ve yazılı bir broşür vardı. Broşürde ‘sevgili öğrenciler’ ifadesiyle başlayan yazı, Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan’a aitti.

Konuyu araştırdım. Resmi siteden de bilgi topladım. Kasımpaşa’nın tanıtımı amacıyla binlerce hediye kutusu ilk ve orta öğretim düzeyindeki öğrencilere dağıtılmış. Yabancılarıyla birlikte futbolcuların semtte dolaşması eğlenceli olmuş.

Şota taraftarları tribüne beklediğini kaydediyor. Ernst ise “Umarız burada taraftar kazanırız” diyor. Belli ki, tecrübeli Alman’ın mevcut taraftardan haberi yok.


Proje, Kasımpaşa Sportif Faaliyetleri A.Ş’ye ait… Bu organizasyonda başkan Demircan’ın okullara gidip Şota ve futbolcular gibi onur konuğu olduğunu biliyoruz. Peki, kulüp neden kendi dağıttığı kutularda öğrencilere ithafen Demircan’ın yazısına yer veriyor?

Siyaset yazmak taraftarı değilim; ama futbolla siyasetin iç içe olduğu semtimde ve ilçemde yapılanlar beni buna itti. Particilik yapmıyorum. Sadece soruyorum Demircan’ın yazısı neden hediye kutularına yerleştirildi? Projede Beyoğlu Belediyesi’nin katkısı var mı? Yahut okullar Demircan’ın mı?

Bir de Beyoğlu Belediyesi Gençlik Merkezi’ne tahsis edilen Açık Kale Arkası tribünü var ki… Var işte!

Kulüp başkanının orada bulunmamasını bir kenara bırakıp yazının neden ona ait olmadığını sormuyorum bile…

Şimdi 1 ay önceki yazıma gidebilirsiniz: GAFLET